7 Nisan 2012 Cumartesi

ha geçti, ha geçecek.

Farkındalık kazandığım anlar için bile farkındalık geliştiriyorum ve bu her an etkili olan bilinci kontrol hali hayal kurmayı engelliyor. Farkındalık yaratıcılığıma katkıda bulunuyor ama yaratmam için fırsat vermiyor. Sürekli düşünüyorum, düşünüyorum, düşünüyorum. Kendimi yataktan düşmek üzereyken buluyorum. Uykularım bölünüyor. Uykularıma yetişemiyorum aslında ve elimde kelimelerim perdenin arkasındaki gölgeleri düşünüp duruyorum.

Hani o boşluk olur ya, gerçekten tasvir edecek bir sürü duygu vardır cebinde ama işte hangisini çeksen de çıkarsan oradan bilemezsin. Birini çeksen, ötekine yazık ve hiçbirini oracıkta harcamak istemezsin. Bu sıkışmayı yaşıyorum sürekli. Önüme heybetli, parlak, kahverengi bir at koyuyorlar, binmek için deliriyorum ama binemiyorum.

Sonra bir an geliyor, atlar, duygular, kelimeler, -bir kuş olup uçsalar keşke- bir helikopterin pervanesinde kıta değiştiriyorlar. Gerçeklikten ilham alayım derken kendi ütopyanı kaybetmek buna deniyor olsa gerek. Kuşların kanatlarına binip uçtuğum günler çok uzakta kalmış sayılmaz ve ben bunu başka türlü açıklayamam.

Gerçekten de her temas iz bırakıyormuş ve inanın bana, kendini kaynar sulara atmak bir çare değil. Yeter ki silinsin ruhumdan, ben artık dayanamıyorum.

1 yorum:

Sam dedi ki...

"son paragraf".